BaşlangıçTEMEL DİNAMİKLERKİMLİK OLUŞUMUOTONOMİ SORUNUBAĞIMSIZLIKSTATÜMİLLİ MECLİS

Sancak:

Başlangıç

Giriş

Önsöz

Takdim

Kısaltmalar

Kronoloji

Resimler

Teşekkür

Önsöz

Her şey 2000 yılının Aralık ayında başladı. Sancak’a gitmeye karar verdiğimde Sancak’la ilgili bir çalışma hazırlama düşüncem yoktu. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın görevlisi olarak bölgeye inceleme için gidiyordum. Araştırmalar için 15 günlük bir süre öngörmüştüm ve bu sürede Miloşeviç sonrası yeni dönemle ilgili somut verilerle dönme niyetindeydim. Durumun karmaşıklığını biliyordum. Kostunitsa yeni işbaşına gelmişti ve ortam hassastı. 1992’den beri Yugoslavya’nın bir parçası olan Karadağ, seçimleri (Eylül 2000) boykot etmişti. 13 yıllık Miloşeviç döneminin ise DOS İttifakı’nın seçim zaferine rağmen bitip bitmediği tartışılıyordu. Hiç kimse Miloşeviç’in kolay kolay iktidardan çekileceğini ummuyor, gözler bir darbe beklentisi ile Sırp ordusuna çevriliyordu. En ufak bir hareketlilik yeniden sirenleri çaldırabilir, Balkanlar tekrar karışabilirdi.

Sancaklılar Bosna ve Kosova savaşlarının komşusu olmuşlar, Boşnak ve Arnavut akraba ve dindaşlarının yaralarını sarmışlar, sayıları yüz binlere varan mültecilere ev sahipliği yapmışlardı. İki savaş da Sancak’ı sıyırıp geçmişti ama Sancak’ın potansiyel kriz bölgesi olma özelliği tüm sıcaklığı ile sürüyordu.

Kosova bağımsızlığı beklerken, Voyvodinalılar ateşin uzağında kalmanın ve Macar akrabalarının güçlü desteklerinin verdiği rahatlıkla sabırlı bir bekleyiş içerisine girmişlerdi. Sancak’ın tavrını ve pozisyonunu bütün dünya gibi ben de merak ediyordum. Acaba Sancaklı liderler bu yeni geçiş dönemindeki varlık mücadelelerine nasıl devam edeceklerdi? Yeni Yugoslavya’nın ver(e)meyeceğinden fazlasını istemek, Sancaklılar dillendirmese de, yeni potansiyel çatışma bölgesi Sancak’ı alevlendirebilir, zora sokabilirdi. Miloşeviç kağıt üzerinde gitmişti ama Kostunitsa da en az onun kadar milliyetçiydi. Sancaklıların gönlünde ise yeni bir Bosna ya da Kosova olmamak yatıyordu.

Raşka nehri akıyor, zaman geçiyordu. Ramazan ayıydı ve Sancak, Balkanlar’ın tipik ayazını yaşıyordu. Hem Sırbistan hem de Karadağ tarafındaki Sancaklı liderler ve karar mekanizmasını etkileyebilecek belediye başkanı, STK görevlileri, medya yetkilileri ve entelektüellerle görüşmem gerekiyordu; işler yolunda gitti ve listemdeki isimlerle tek tek görüştüm. Her konuşma zihnimde yeni pencereler açtı. Bu pencereler akşamları Yeni Pazar’ın göbeğindeki Preporad’ta (Boşnaklara ait Kültür Cemiyeti) oturduğumuz ve uzun sohbetlere daldığımız Sancaklı arkadaşlarla görüşmelerimle biraz daha aralandı ve Balkanlar’ın hassas bölgesi olan Sancak’ın gündeme getirilmesi gerektiğine işte o zaman karar verdim. Kaynakların sınırlılığı başlangıçta gözümü korkutsa da beni cesaretlendiren Sancak’ı yakın zamanda bekleyen büyük tehlikelere rağmen, asıl sorunlarıyla (kimlik ve otonomi sorunları) ilgili müstakil bir çalışmanın mevcut olmamasıydı. Ben başlarım, başkaları daha iyisini ortaya koyar diye düşündüm.

Çalışmanın faydalı olmasını umuyor ve Özgür Sancak dileklerimi bir kez daha yineliyorum.









Murat Yılmaz

» Giriş
» Takdim